13 Ekim 2011 Perşembe

TEKNOLOJİK SATRANÇ


             Makinelerin insanları yenemediği tek olay satranç galiba....Çünkü satrançta bir sınır yoktur. En iyi diye bir kavram hiç yoktur.
             Kasparov'un Deep Blue isimli bilgisayarla yaptığı maçı herkes bilir. Bilgisayar oyunun sonunu biliyor ve her hamlenin niçin kullandığını da ve en önemlisi Deep Blue bilmem kaç hamle öncesini hesaplıyor. İlk yapılan Deep Blue yenilme imkanı olmayan bir teknoloji... Çünkü yapılan her hamlenin karşı hamlesi var. Buna rağmen Kasparov berabere kalmayı başarmıştır. İkinci yapılan bilgisayar Deep Blue'nun biraz daha gelişmiş hali ve Kasparov'u yenmeyi başarıyor. Kasparov'un bu yenilginin sebebini açıklaması çok ilginçtir: Bu yenilgide ikinci oyunun otuz yedinci hamlesinde insanların oyuna müdehale ettiğini iddia etmiştir. Bu iddea bir çok satranç otoritesinde de onaylanmıştır çünkü bu hamlede bilgisayar normalde piyon kazanma eğiliminde olması gerektiği söylenir. Bizim bildiğimiz budur,  bir piyon önde olman oyunu kazandırır.
            Bilgisayar için satrançta önemli olan güçtür; ama insanların duyguları da vardır. Piyon alırken gücünü gösterirsin ama piyon alırken pozisyon üstünlüğünü kaybettiğin an oyunu kaybedersin.
             Oyun sadece FIDE kurallarıyla sınırlanabilir; fakat düşüncede bir sınır yoktur. Ta ki işin içine bilgisayar girene dek. Bilgisayar hamleleri önceden bildiği için kendine bir çerçeve çizer. Bu çerçevenin dışına çıkabilirsen bilgisayar yenilir. Bu tıpkı rakip oyuncunun beklenmedik bir hamle yapmasıyla afallamak gibidir. İşte önemli olan bilgisayara o beklenmedik hamleyi yapmaktır. Belki güçlü bir hamle değildir; ama bilgisayarın şaşırması yeterlidir.
             Satranç, akıl oyunudur. Pozisyon yem vermeyi gerektiriyorsa yem verilir, tuzak kurmayı gerektiriyorsa tuzak kurulur, şaşırtma gerekiyorsa uygulanır ve insan yapımı bilgisayarlar bile insanlar sayesinde yenilir.

                                                                                                                                      Adnan KÖROĞLU

12 Ekim 2011 Çarşamba

VATAN

Vatan, vatan dediğin
Altındaki toprak mı?
Vatan, vatan dediğin
Taş, çakıl mı?
Vatan, vatan dediğin
Oturduğun yer mi?
Vatan, vatan dediğin
Barındığın yer mi?
Vatan, vatan dediğin
Dağ, bayır, çöl, bağ, bahçe mi?

Hiçbiri ...
Vatan, vatan dediğin
Sığındığın yer,
Toprağın üstündeki kan,
Bağımsızlığın ve egemenliğindir.
Vatan; esirliğin, hürriyetindir.
                        Adnan KÖROĞLU

11 Ekim 2011 Salı

YALNIZLIK

             Yalnızlık insanın ümidini yok eder. Bitirir. Ümidin en büyük düşmanıdır yalnızlık. Onur ve şeref ise ümidin dostudur. Ümidinin kaybetmediğin an onur ve şerefin yükseldiği andır. Yalnızlık; onur ve şerefini bitirmesin ki ümidin sürekli olsun.
           
               YALNIZLIK ŞİİRİ

       Bilmezler yalnız yaşamayanlar
       Nasıl korku verir, sessizlik insana
       İnsan nasıl konuşur kendisiyle
       Nasıl koşar aynalara
       Bir cana hasret bilmezler.
                        Orhan Veli KANIK



            Bu yalnızlıkla ilgili en sevdiğim şiirdir. Yalnızlığın gerçek yüzünü anlatıyor. İnsan yalnız olmazsa nasıl konuşur ki kendisiyle. İnsan kendi kendine konuşmazsa nasıl ümidi olabilir ki. Ümidini koruduğun an korkunun da yok olduğu an değil midir? Yalnız olmaktan ümidin olduğu için korkulmaz aslında.
                                                                                                                 Adnan  KÖROĞLU

10 Ekim 2011 Pazartesi

BİR GÜN



                                                   Umutsuzluğun kaybolduğu,
                                                   Zamanın ise hiç geçmeyecesine süren
                                                   Bir gün;


                    Bulutların durduğu,
                    Doğanın zenginliklerle mutlu olduğu
                    Çiçeklerin ise hiç solmadığı
                    Bir gün;



                                             
 
   Toprağa bir damla kanın bulaşmadığı,
   Savaş makinelerinin hurdalığa,
   Mermilerin ateşe atıldığı
    İnsanların silahlara:
   "Bunları niçin kullanıyorlarmış"
    Dedikleri bir gün
    Hiç gelir mi dünyaya???

                                                            Adnan KÖROĞLU

9 Ekim 2011 Pazar

SEN, BULUTLAR ve BEN

Yalnızlığımı hissettiğim o gün
Hani o ilk sözcüğü söyleyemediğim gün
Söyleseydim böyle mi olacaktı?
Herkes benim seni sevdiğimi duyacaktı
Oysa ki şimdi söyleyebiliyorum
Seni seviyorum, güzel kız
Seni seviyorum, güzel kız

Güneş yerindeydi, ay yerinde
Ben yerimde değildim, güzel kız
Uçuyordum havalarda
Fakat, bulutlar
Bulutlar yerinde değildi
Bulutlar, benim seni sevdiğimi öğrenmiş,
Kim bu güzel kız diye bakmaya gitmişlerdi
Sen yerinde değildin, güzel kız
Yerinde değildin
Ölmüştün.

Bulutlara sordum:
"Sevdiğim nerde?"
Bulutlar sustu, güneş sustu, ay sustu.
Bir tek, bir tek ben konuştum güzel kız:
Seni seviyorum, güzel kız
Seni seviyorum, güzel kız

Şimdi hiçbiri yerinde yok
Sen, bulutlar ve ben
                             Adnan KÖROĞLU

8 Ekim 2011 Cumartesi

BOŞ VAKİT BULMA SEKTÖRÜ

         
          Hayatımızdaki her gün bir ömürdür aslında. Bir gün içerisinde hayat başlar ve bir gün içerisinde hayat biter. Bu hipoteze göre ne kadar çok boş vaktimiz vardır değil mi? Oysa hiç boş vaktimiz yok diye o kadar çok söyleniriz ki. Diğer günün boş olduğunu düşünmeyiz bile.
          Her şeyin bir zamanı var deriz ya işte o zaman gelene kadar olan boş vaktin geçmesini isteriz hep. Peki boş vakit nedir? Nasıl değerlendirilir? İşte bu sorunun cevabı bir ömürdür; yani bir gün, bir saat, bir an....Cevabı bulduğunuz andan sonraki süre de boş vakit olmaz mı? Ne kadar çok vaktimizin olduğu şimdi daha da netleşiyor.  İşte bu vakitleri değerlendirmek için yapılması gereken lerin en önemlisi bence dolu vakitleri zamana yaymaktır. Ama o zaman yavaş yavaş ilerlersin hayatta tabi sağlam adımlarla.
          İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit... Sağlığımız ve zamanımız olmazsa ne yapabiliriz ki. Hep bir kereden bir şey olmaz deriz ama sonra hasta oluruz. Zamana hiç önem vermeyiz hep sonar yaparım deriz ama işlerin tahsis edilen zamanda bitmesi şarttır.
          Kendimize uygun zamanın ne olduğunu bulana kadar hep boşuz. Bu zaman acaba bir an mı? Bir gün mü? Yoksa bir ömür mü? Bu sonuçla ömrünü boş geçirdi cümlesi de çok doğru oluyor galiba...
          Boş vaktimiz çoktur ve onu değerlendirecek vakitlerimiz de çoktur. Belki de vaktimizi doğru kullanmıyoruz. Belki de kullanmamak işimize geliyordur ama unutmayalım ki insan ömrü sınırlıdır, zamanda öyle....
                                                                                                                     Adnan KÖROĞLU

7 Ekim 2011 Cuma

DURUM RAPORU

            Yazarın seyir defterinden; Bugün Jüpiter oniki yıldan beri benim en yakınımdan geçerek bana görünmeye çalışıyor. Ama çıplak gözle görülebilecek beş gezegenden biri olan Jüpiter'in unuttuğu benim her zaman havaya bakmadığımdı. Jüpiter gibi dev bir gaz kütlesinin bu kadar yakınımda dolaşması iyiye yorumlanacak değil ya ama yine de şanslıyım, görmedim. Bilmem kaç milyon kilometre uzakta bu bilinmeyen. Aslında daha önce teleskopla bakmıştım kendisine değişip değişmediğini bilmiyorum ama hatırladığım kadarıyla her yüzeyi farklı renkteydi.Peki ya Uranüs o da en yakınımda ama o uzakta. Hem de benim göremeyeceğim kadar....
             Bir arkadaşımın verdiği bir programla internetten bakıyordum evrene. Ne kadar değişik geliyor insana? Sen Dünya'da bir karıncasın, Dünya Galaksi'de bir parça, Galaksimiz ise Evrende bir karınca hatta bir hücre...."Böyle bakınca evrenin sonu sonsuzluk mu ?" diye soruyor insan kendine.
             Biz Güneş Sistemi'nde kaç gezegen olduğunu hala bilemememize rağmen evren bize her şeyi gösteriyor. Galaksilerin birleşmesi, parçalanması, birbirlerinin etrafında dönmeleri,bunlar hep evrenin gösterdikleri değil mi? Biz Dünya'yı sadece iki kere döner zannederdik; kendi ekseninde ve güneşin etrafında. Oysa Dünya'nın yedi hareketi var.  Evren hep bizden daha çok bildiğini gösteriyor.
            Evrende nelerin olup bittiğinden , galaksi sistemlerindeki hareketliliklerden pek haberimiz olmasa da bize doğru uğradığında gezegenler bir selam verip kapıdan da olsa gözükseler daha bir sevineceğiz.
                                                                                                                       
                                                                                                                            Adnan KÖROĞLU

6 Ekim 2011 Perşembe

NAZIM HİKMET RAN





VATAN HAİNİ



"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."
Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,
bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un
66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali
Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.
"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt
           hainiyim, ben vatan hainiyim.
Vatan çiftliklerinizse,
kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,
vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,
vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,
fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,
vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,
vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,
ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,
vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,
vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,
                            ben vatan hainiyim.
Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :
Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.
                                                                                28.7.962
                                                                               NAZIM HİKMET RAN
Dipnot: Nazım Hikmet Hatıra Parası
Nazım Hikmet anısına 5 Nisan 2004 tarihinde hatıra parasının basıldığını biliyor muydunuz? Nominal değeri 15.000.000 TL olan bu madeni para 999 ayar gümüşten yapıldı ve 5000 adet basıldı.
    

5 Ekim 2011 Çarşamba

HEDEFLERİN DEĞİŞME SEKTÖRÜ

           Hedeflerin değişmesi için gerekli olan iki şey vardır, tıpkı hayatta beklenilen değişiklikler gibi. Hedeflerin gerçekleşmesi ve gerçekleşmemesi.
           İnsan özyeterliği sınırsız bir varlıktır; hedefi gerçekleştirdikten sonra daha büyük bir hedef ister. Ama benim anlatmak istediğim başka. Hedef oluşur, hedef için gerekli koşullar oluşur ve sonunda hedef gerçekleşir. İşte bundan sonra hedef muhakkak değişir. Çünkü hedef için gerekli koşullar değişmiştir. Hiç bir koşul değişmese bile  hedefin gerçekleşmesi değiştirmiştir.
          Hedefin diğer bir ismi kazanımdır. Peki niçin? Her hedef kazanıldığı için mi? Yoksa kazanılabileceği için mi? Ama bazı hedefler kaybedilir. Yerine başkaları gelir. Aslında her hedef kazanılabilir ama kesinlikle kaybedilir.Çünkü yerine başkaları geçmiştir. Virgülüyle, noktasıyla mutlaka bir öncekinden farklıdır yeni hedef.
         Hedef değişir. Evet, ama önemli olan hedefin bir önceki doğrultuda mı yoksa yeni bir doğrultuda mı değişeceğidir? Bunda da durum farklılaşır. Mesela hedef kazanılmadı; o zaman, hedef ya küçültülür ya da yok olur.Diyelim ki kazanıldı; o zaman, hedefi kullanabiliyorsan hedef büyütülür ama kullanamıyorsan kullanacağın zamana kadar bekletilir. En kötüsü de budur, ne yapacağını bilemezsin. Yeni hedef koyman gerekir çünkü eski hedefin yok olacağından korkarsın, yok olmayacağını bildiğin halde. Zaman da bu arada akıp gider....
         Bir seçenek de hiç hedef koymamaktır; yani halk arasında " boş yaşamak"... Ben ise buna "bekleme" diyorum. Beklemeye yol açan üç etken vardır: Birincisi kendine uygun hedef bulamamak ya da doğru düzgün aramamak. İkincisi yanlış hedef bulmak; bu durumda yeni hedef bulana dek beklemek. Üçüncüsü ise hedef gerçekleştikten sonra bir üst hedefi gerçekleştirememek, bu durumsa en uzun beklemedir. Böylece gerçekleşenin içinde sıkışıp kalırsın. Yeni hedefin ne olacağını bulman zorlaşır ve hayata bırakırsın ama hayat hiç bir şey bilmiyor. Çünkü hayat sen izin verdiğin ölçüde vardır daha fazlası değil....
         Hedeflerimizi asla bitirmemeliyiz, hedeflerimiz var oldukça hayat devam ediyor demektir ve hayat hedeflerin var olduğu sürece gelişerek var olmaya devam edecektir. Zaten hedefi olmayan biri için nasıl devam eder. Tabi ki monoton...Hayatımız bizim elimize bağlı, çünkü hayat bizim için vardır başkası için değil.
                         
                                                                                                                         Adnan KÖROĞLU

4 Ekim 2011 Salı

ÇATURANGA

           En az dört bin yıl önce başladı satrancın hikayesi. Bu satrancı dünyanın en eski oyunlardan yapar ama bana göre satranç bir oyun değildir. Bir felsefedir;gücü, stratejiyi ve sabırı simgeleyen bir felsefe, sürekli sorular soran aldığı cevaplarla değişen bir felsefe. Her oyunun bir sınırı vardır ama satranç sınırsızdır.
          Çaturanga satrancın atasıdır. En eskisi... Hindistan'da açığa çıkmıştır çaturanga. Hindistan'da bir vezir bulmuştur. Hapse düşen, zulme uğrayan bir vezir. Vezir, Şaha güçlü olduğunu ispatlamak için çıkarmıştır çaturangayı. Sadece bir hapishaneden tüm Hindistan'a yayılmıştır oyun.Tarihçiler, satrancın  din zulmünden kaçan budist rahipler yoluyla Çin'e götürüldüğünü düşünmektedirler. Satranç Çin'de ve Japonya'da değişerek yayılmış ve gelişmiştir. Çin satrancı xiangpi ve Japon satrancı shogi...  İsimler değişik olabilir ama oyun sonu hep aynıdır şahı yok etmek
          Avrupa'ya ise satranç Endülüsler sayesinde İspanya'dan geçmiştir. Aslında İran sayesinde Araplara ordan da tüm İspanya'ya...
                                                                                                                 Adnan KÖROĞLU


          



3 Ekim 2011 Pazartesi

PİYONUN DURUMU

         
            Savaşın gerçek sahipleridir askerler. Tek yaptıkları emirleri yerine getirmektir, bu yüzden bazen askerlerin insan olmadığını bir android olduklarını düşünürüz. Gerçek şu ki onlarda insandır ve her emri yerine getirmezler. Seyrettiğim bir filmde sürekli savaşan bir asker vardı; o askeri eski diye bir çöplüğe atmışlardı... Evet bir çöplüğe! Gerisi klasik... Asker daha önce yaptıklarının yanlış olduğunu anladı ve masum halka yardım etti sonra kendini çöplüğe atanlardan intikam aldı. Demek istediğim asker önce piyondu, sonra vezir. İşte piyonu güçlü yapan da budur. Piyon satrancın hem en güçlü, hem de en zayıf taşıdır. Satranç oynayanlar bilir; oyunun en güçlü taşı olan vezir bir tek atın hareketini yapamaz, fakat piyon çıktığı zaman isterse veziri, isterse atı alır. Onu en güçlü taş yapan da budur..
            "Savaşı askerler kazanır ama krallar konuşulur." Truva filmindeki bu anektod şöyle açıklanabilir: Aşil ve diğer askerler Truva sahilini elegeçirirler ama kutlama yapan krallar olur ve aralarında  konuşurlar: "Kimse Truva sahilinin bu kadar kolay ele geçirilebileceğini sanmazdı.", " Bu zafer adına Kıbrıs'ta heykel diktireceğim", "Bu büyük savaş anısına bu kabı hediye ediyorum" falan... Krallar savaşı göremeyecek kadar uzaktan geliyordu ama savaşı kazanan krallar oldu. Askerlerin yaptıkları unutulur, ta ki asker kral olana dek... Bunun içinde eski kralın devrilmesi lazım eski yeniçeri isyanları gibi...
           Tek piyonun bütün orduya karşı olması imkansız bir olay... Bütün piyonlar birleşince olabilir belki ama tek piyon tek bir kişi imkansız.... Piyonun bu imkansızlığı yok edebilecek tek şansı, diğer ordudaki elemanları da kendi yanına çekmek; kaleleri, filleri, atları belki de veziri ve şahı....
           "Bir fikir dört yüz yıl sonra bile oluşabilir" V for Vendetta filmine ait bu sözle hareketle adam, şiddet ve baskı rejimini yok etmeye çalışır, bunun için de herkesin bunun farkında olmasını sağlar. İşte asıl mesele bu farkındalık... Olayların farkında olmak! Şahın her dediğini yapan piyon şahın doğruları yaptığının ne kadar farkındadır, ya diğer askerler? İşte piyonun tek başına  yaptığı güç budur. Piyon satranç tahtasının karşısına kadar ilerler, hiç kimse farkında değildir. Ta ki piyon son kareye gelir ve vezir olur. İşte piyonun farkında olmadan gösterdiği güç budur.
                                                                                                                        Adnan KÖROĞLU
       

2 Ekim 2011 Pazar

SAFLIĞIN ZAMBAĞI

Adilin ağzı bilgeliğini göstermeli
Ve dili hakkaniyeti söylemeli
Kutsanmış olan cezbedici günahlara kanmayan insandır
Bir kerelik denemek için ile olsa
Yaşamın tacını alacaktır
Oh,Tanrım, Kutsal Ateş,Merhamet et
Oh, ne kadar huzurlu, ne kadar sevimli
Ne kadar yardım sever, ne kadar kutsal
Ey, saflığın zambağı (Lilium)                                         

              ELFEN LİED (LİLİUM)

1 Ekim 2011 Cumartesi

SAVAŞ ve SATRANÇ

     Dünya savaşla doğmuştur; fakat sürekli savaşın hali değişmiştir. Dişe diş savaş, soğuk savaş, psikolojik savaş...vs. Her savaşta bir oyun vardır ve bu oyunlar dünyanın bir sonraki savaşını hazırlar. Dünya oluşur sonra değişir muhakkak değişir.
     Satrancın savaşla ilgili olduğunu herkes bilir ama asıl savaş satrançla ilgilidir. Satrancın savaştan öğrenebileceği yok ama savaşanların satrançtan öğreneceği çok şey vardır.

19 Mart 1983 Cumartesi

GÜÇ EFSANESİ ÜÇLEMESİ- AK MİĞFER 1

BÖLÜM 1
FETHEDİLEMEYEN DİYAR


             Akkule’nin çanları, bütün hışmıyla çalmaya başladı. İki miğfer koruyucusu bütün güçleriyle topuzu çana vuruyorlardı. Daiaguard’tan gelen haberler kötüydü. Ateşdağı’ndan ateşler yükseliyor, Morina Denizi’nde taş gemiler görünüyordu. Gorgon diyarı karanlıktı.

              Hero baş üstatlara emirler vermeye başladı. “Tüccarları çekin, Kara Kapı’yı kapatmaya hazır olun, Aslandibi’ni açın, orduları sur içinde tutun….” Akmiğfer’in arka kapısı olan Şeytan Geçiti’nden akıncılar gönderildi. Kuzgun ülkesindeki her yere akıncılar ve kartallar ordu toplamak için gönderildi. Morina Denizi’nin ikinci gecidi olan aşılmaz Morina Taşları’na, Elfler Diyarında bulunan ve elfleri korumak için gönderilen koruyuculara, orduların toplanma yeri olan ve her zaman en az onbin süvari bulunan Dalya’ya, Kuzgun ülkesinin başkenti olan ve en yüksek yere yapılan Altın Kuzgun’a gönderildi. Doğu’da bulunan fil krallığına bile kartal gönderildi. Kuzgun Krallığı, Ziyana’nın en en görkemli ticaretine sahiptir. Hero, üvey babası olan Ziyana Krallar kralının onu krallıktan attıktan sonra ne güzel inşa etmişti Akmiğferi. Şimdi bu güzel yerleri yok etmek için geliyor, leş yiyen görünmüşler ama Kral Hero hazırlıklı. Akmiğfer’in Akkule’sinde bütün ihtişamıyla duruyor, Hero. Arkasında ise Dalya’dan gelen gorgonlar Şeytan geçidinden geçerek Akmiğferi dolduruyor.

                Doğu’dan gelen haberler güzeldir. Filler derhal yola çıkarılmış ama Doğu Diyarıyla Akmiğfer arası bir haftalık yoldu ve filler yavaş ilerlerler. Fethedilmeyen ticaret merkezi Akmiğfer bir hafta direnebilecek miydi? Akmiğfer’in içinde şimdi yaklaşık yirmi beş bin asker var.

             Ateşdağı askerleri karaya çıkmışlardı.Daiaguard ve ticaret yolları Aslandibi’nin gözetiminde boşaltıldı.Artık her şey surlar arkasında kaldı.Akmiğfer düştükten sonra Elf Ormanı korunmasız,Ziyana Yolu açık olacaktı.Leşyiyicileri’nin amacı insanlığın son birleşmiş krallığı olan Ziyana’yı yok etmekti.Geçmişte olduğu gibi Akmiğfer insanlığı korumaya hazırdı.Önde Karakapı askerleri,arkada okçu ve mancınık güçleri,yukarda da Akkule miğferleri hazırdı.Ama Hero’nun asıl gücü bütün orduların toplandığı Akmiğfer’in derinliğinde bulunan mağaradaki süvari kuvvetleriydi.Ve bu kuvvetlerin başında Ziyana yenilmezi Mewtoo vardı.Mighty Gorgon orduları miğferde patlamaya hazırdı.

              Ziyana’ya gönderilen kartallar geri geldi. Ziyana destek göndermeyeceğini bildirmişti. Kral Hero’nun  geri çekilmesini ve bütün masum halkı bırakıp, Ziyana’da savunma yapılmasını emretmişti.Ama Hero bunu yapmayacaktı.Daha önce de krallar kralına karşı gelmişti.Bedeli mirasından alıkonulmasıydı.Olsun yine de bedel ödemeye hazırdı;çünkü halkını bırakmamak için yemin etmişti.Cevap olarak; “Eğer çekilmem isteniyorsa,burası Ziyana  olmaz.Kralım siz Ziyana yakınındaki köyleri koruyun.”demişti.Krallar kralından ses gelmedi.Galiba onun dediği olmuştu.Çünkü Ziyana’daki lejyonlar,Hero’ya sadıktı.Üstelik her sene,Kuzgun’a tecrübeli asker olarak gönderilirlerdi.Sadece güçlünün yanında olan lejyonları zamanında Hero,eline fırsat geçtiğinde hepsini öldürmeliydi.Ama bunu yapmadı,sadece lejyonları kendinde asker yaptı.

         Ateşdağı askerleri, dev gergedanları, Orgları, Troyları ve İntihar askerlerini yanlarında getirmişlerdi. İntihar askerleri bulunduğu yerde patladığı anda bir kilometre çapında ne var ne yoksa yok ederdi. Şimdi o askerler Karakapılara dayandılar, ön hatlarında mancınıkları vardı. Ateşdağı komutanı Witchcage açığa çıktı on beş tane uçanboynuzlarla birlikte gökten süzülerek Daiaguard'tan Akmiğfer'e giden bütün tepeleri yıkmaya başladı. Kuzgun akıncı birlikleri daha önce böyle bir şey görmemişlerdi.

                Aslandibi yerin altında bir sığınak şeklinde yapılmıştı. Gizli orduların geçit yeri Aslandibi ne de derinlerdeydi. İçeride gizli mağara geçitleri vardı. Bu geçitlerin en önemlisi Akmiğfer'e giden tek ve dar karanlık yoldu. Aslandibi'nin kulesi yüksekte olmasına rağmen leşyiyiciler fark etmediler.

                Akmiğfer sözcüsü konuşmaya başladı; "Burası Kuzgun toprağı, Gorgon halkı ve krallar kralı Ziyana'ya aittir. İzinsiz gelenler cezalandırılmaktadır. Uzaklaşın bu son uyarıdır" Elf halkları gizli yaşamayı tercih ettiklerinden dolayı elflerden bahsetmedi.  Witchcage söz bitmeden boynuz darbesiyle sözcü kulesini yıktı ve Hero bakışlar ardından emrini verdi;" Ateş" Önce karakapılardaki okçular, ardından akmiğfer önünde bulunan atıcılar, mancınıklar ve okçular ateşe başladı. Akkule'deki biniciye; "Nefes aldırmayın" diye bağırdı Hero. Akkule miğferleri ok atışlarıla ve akmiğfer üzerindeki mancınıklar ateşe başladı fakat uçan boynuzlar kanatları ve boynuzlarıyla yıkıyorlardı ve durdurmak hiç kolay değildi. Uçan boynuzlar yüksek olmasına rağmen Akkule askerlerini dağıtmaya başlamışlardı. Hero sığınaktan Mewtoo'yu çağırdı. Mewtoo arkasında mızrağı elinde küçük bir kalkan zırhlı bir şekilde gelirken ne de görkemlidir. Hero bir mızrak darbesiyle çoktan haklamıştı bile. Akkule askerleri binicileriyle birlikte içeri çekilmişlerdi.

                Mewtoo Hero'nun yirmi beş korumasından biriydi ve Hero'nun bütün savaşlarında yanındaydı. Shopper ok atışlarıyla Hero'yu korurken Mewtoo baş lejyonla birlikte uçan boynuzlarla savaşıyordu ama ön tarafta bulunan Karakapı düşmek üzereydi. Karakapı Gorgon'u Arathon zor durumdaydı. Orclar ve Ateşdağı leşyiyicileri önemsizdi. Onun için önemli olan gergedanların kapıyı zorlamasıydı. Troyler surun üstüne çıkmışlardı fakat might gorgonlar püskürtmeyi başarıyordu. Hero, Akmiğfer'in ön hatlarına Karakapılara ateş etmesini emretti. Ön hatlar elfler tarafından yetiştirilmiş nişancı okçulardan kuruluydu. Bu Hero'ya elfleri koruduğu için verilen ödüllerden biriydi. Bunların başında Hero'nun korumalarından Shopper geliyordu. Shopper babası insan, annesi elf melez bir askerdi. Elfler, Doğu fillerle yaptığı savaştasoylarının tükendiği zannediliyordu. Doğu filleri, elflerin yaşadığını ve Kuzgun'un koruyuculuğunu üstlendiklerini bilselerdi Altın Kuzgun'u dev filleriyle yıkarlardı. Shopper'ın gücü fark ettirmeden attığı oklardı. Hero, Shopper'a ve Mewtoo'ya Karakapılara yardım etmesini emretti.

                Shopper, Arathon’un yanında Mewtoo sur dışında dışında tek başına savaşıyordu fakat çok kalabalıklardı. Ateşdağı etraftan bir buçuk milyon kişilik bir ordu toplamıştı. Karakapı düşmek üzereydi, başka çare yok. Hero, Arathon’a geri çekilmesini emretti; “Çekilin, geri çekilin onları içerde karşılayın, çabuk onları içeri toplayın” Herşey Witchcage’in istediği gibi oluyordu ama Hero’ya göre daha savaş yeni başlıyor. Akmiğfer yolu uzun ve zordur, aynı zamanda yüksek ve sarptır. Önce Karakapı arkasındaki atıcılar Akmiğfer’e taşındı. Çok değerli ve öldürücülerdir. Arathon orduları Akmiğfer’e götürüyor Shopper da geri çekiliyordu. Mewtoo hayla savaşıyordu, hem de bütün gücüyle Arathon gorgonları kurtalmak için hayatını riske etti. Surun üstündeki bir Troy bir topuz darbesiyle Arathon’un kalkanını kırdı ve leşyiyiciler artık Arathon’un üzerindeydi. Mewtoo leşyiyicileri püskürttü. Arathon’un cesedi Akmiğfer’e gönderildi. Arathon artık Altın Kuzgun Üst zambak mezarlığında kılıncıyla birlikte gömülecekti. Mewtoo gücünü tekrar herkese kanıtladı.

                Karakapı, gergedanlar tarafından tam ele geçirildikten sonra Hero emrini verdi;” Karakapıların temellerini kırın, yıkın Karakapıları” Hero’nun emri üzerile dev Karakapı düşmanın üzerine yıkıldı. İşler tam Hero’nun istediği gibi olmuştu. Ortalık toz duman olurken dev kapı ön saftaki düşmanla birlikte yok oldu. Witchcage sinirlendi.

Amniyus Korsanları Doğu Fillerinin etrafını dolaşıp gelmişlerdi. Doğugür Savaşı’nda Hero’nun yardımıyla Amniyuslular elflerin desteklerine rağmen kaybetmişlerdi ve doğu filleri Amniyusların değil de elflerin peşinden gittikleri için Amniyus Korsanları güçlenmişti. Amniyus Korsanları Akmiğfer Doğu ticaret yoluna saldırarak Hero’yu zor duruma düşürmüştüler birkaç kere. Doğugür Savaşından sonra Hero anlaşmış ve o günden sonra tek geçim kaynakları balıkçılık olmuştu. Şimdi intikam istiyorlardı. Yine de Ateşdağı Amniyus Korsanlarına çok para vermiş olmalıydı. Amniyuslular bedava hiçbir yere gitmezlerdi ve gittiklerinde de istediklerini alırlardı.

Korsanların saldırısı etkisiz kaldı. Çünkü Akmiğfer yolu ziftle çevriliydi ve yavaş ilerleniyordu, fakat sıcak ülkeden gelen Amniyuslar hızlı hareket ederdi. Yavaşlayınca Akmiğfer ön hatlarının oklarıyla etkisiz kaldılar ve kaçışmaya başladılar. Ateşdağı leşyiyicileri tekrar yüklenmeye başladı. Gün boyunca çatışma sürdü, fakat Hero hayla ateşli oklarını kullanmadı, zamanını bekliyordu. Gece olunca Ateşdağı askerleri dev topaçıyla Akmiğfer kapısını kırmaya çalışıyordu. Hero zamanının geldiğine emin olduğu zaman mancınık taşlarını ateşleme emri verdi ve atışlar yapıldı. Ziftli yerler büyük bir gürültüyle patlamaya başladı. Ziftlerin içinde bulunan yanıcı ve patlayıcı maddeler, topraktaki taşlarla birleşince daha büyük hasarlar veriyordu. Dev topaç Shopper’ın atışlarıyla yanmaya başladı. Yine Ateşdağı leşyiyicileri başarısız olmuştu. Witchcage, bunun üzerine toprakla örtülü Ateşdağı leşyiyicilerine ok atarak öne çıkmalarını emretti. Hero dev topacın kalkan olmasını istiyordu.  Mewtoo’yu kapıya gönderdi. Toprak kalkanlarından oluşan bir grup asker kapıya ilerliyordu. Mewtoo tek başına savaşmaya hazır bir gorgondu. Eski bir lejyon ama lejyonluk yeminini bozduktan sonra Ölüme terk edilirken Hero onu yanına almıştı ve onun daha güçlenmesini sağlamıştı. Mewtoo yanardağ lavları arasında çarpışarak almıştı gücünü. Ateşdağı leşyiyicileri Akmiğfer köprüsünü geçerken lejyonlar tarafından dev taşla köprü yıkıldı. Toprak kalkanlılar taşla birlikte Akmiğfer çukuruna düştüler.

Gün ağardığında savaş hayla devam ediyordu. Dev kuleler Akmiğfer’e çıkmış ve içinden Troyler çıkıyordu. Karşılarında Hero ve yirmi beş koruması vardı. Hero kılınç darbeleriyle troyleri püskürtmeye çalışırken akıncılar içeriden mızrak atarak püskürtmeyi başardılar. Akıncılar Ateşdağı’nı karış karış bilirlerdi. Ellerindeki mızrakları en iyi şekilde atan süvari birlikleriydi ve ellerinde de bir tane mızrak olmazdı. Meydan savaşlarında ilk önce onlar savaşırlar ve ticaretin güvenliğini sağlardı. Şimdi Akmiğfer içinde son saflarda savaşmak onları üzüyordu. Dev kulelerden çıkan askerler fazlaydı. Bu yüzden Hero adamlarını Akmiğfer’in içerisine çekti. Akmiğfer içerisine giren geçit dardır. O geçitten geçen ok atışlarıyla can verir. Witchcage yukarıdan mancınıkları teker teker yok ediyordu. Shopper ve ön hattaki okçular kuleleri birbirlerine bağlayarak devirmeyi başardılar, fakat ön hat okçularının sayısı azalmıştı.

Elf koruyucuları Akmiğfer’in doğusunda Elf Diyarı yanındaki Set Tepesi’nin üstünden ok ve mancınık atıyorlardı. Hero’nun son oyunu Set Barajı’nı yıkmaktı. Yıkıldığında sular Akmiğfer’e akacak ve Ateşdağı leşyiyicileri sular altında kalacaktı. Hero bunu daha önce düşünerek Set barajının yönünü Akmiğfer’e çevirmişti ve barajın içine asit maddeleri elfler sayesinde karıştırmıştı. Set Barajı asit dolu bir halde görevini bekliyordu. Koruyucular oklarını atınca Witchcage yönünü baraja doğru çevirdi. Uçan boynuzlar yaklaşan tehlikeden habersizlerdi. Witchcage baraja geldiğinde Hero kartallar sayesinde emrini verdi ve baraj kapakları açıldı. Witchcage’in yanındaki üç uçanboynuz asitten yanmıştı. Witchcage ise zor kurtulmuştu. Sular Akmiğfer’e ilerledi. Ateşdağı leşyiyicileri suyun önünü kpatmak istedilerse de Karakapı yıkıldığı için hiçbir şey yapamadılar. Yaklaşık iki yüz bin ateşdağı askeri asitten kavruldu. Sular, Akmiğfer’in duvarına çarpıp duruldu.

Savaş, asitli sular çekilene kadar duracaktı. Oysa daha Hero gücünün yarısını bile kullanmadığını düşünüyordu. En azından mağaradaki Dalya’dan gelen süvarileri daha kullanmamıştı ve bu ona Doğu Filleri'nin gelmesi için gereken zamanı kazandırmıştı.

                                                                                                  Adnan KÖROĞLU

18 Mart 1983 Cuma

GÜÇ EFSANESİ ÜÇLEMESİ- AK MİĞFER 2

BÖLÜM 2
DERİNLİKLERDEKİ GÜÇ 

               Witchcage tepeden Akmiğfer’in ardındaki Altın Kuzgun’a bakıyordu. İki gün geçmiş ama Akmiğfer’in önü hayla asitli gölle kaplıydı. Amniyus Korsanlarını bir grup Ateşdağı askerleriyle birlikte Morina Taşlarına göndermişti. Taşlardan gelen güzel habere ihtiyacı vardı.

             Morina taşları yüksektir ve her taş bir sığınak için çok uygundur. Denizden gemiler taşların yanına bile yaklaşamazlar ve filikalardan çıkmak zorundadır. Amniyus Korsanları para için adam doğrayan kosanlar, taşları görünce vazgeçtiler ama leş yiyiciler vazgeçemezlerdi.

                Leşyiyiciler karaya çıktıklarında Hero ” İyiki Morina Taşlarınıdan destek gelmedi” diye düşündü. Taşlardaki sınır koruyucuları Hero’nun kendisi çağırmadıkça yerlerini terk etmezlerdi ve Hero ‘kendisi değil kartallarını göndermişti bilgi vermek için. Ateşdağı askerleri ilerlerken birden talar arasından ok atışları gelmeye başladı. Okların geldikleri yerler belli değildi , ama askerler boyunlarından ve koltuk altlarından yani zırhlarının zayıf  noktalarından isabet alıyorlardı. Bir uçan boynuz keşif için geldi ve okların geldiği taşları parçalamaya başladı ama parçaladıkça hiç kimse meydana çıkmıyordu. Mighty Gorgon askerleri çok iyi saklanmışlardı. Uçanboynuz tam taşı kaldırmıştı ki yukarıdan ağlarla örtülü dev taş kütlesi uçanboynuzun üstüne düştü ve dev boynuzunu düştü ağlar kenara düştüğü için kurtulabilmişti. Çığlıklar içinde kaçmaya başladı. Ateşdağı askerleri çok kayıp vermişti ve daha  çok az ilerleye bilmişlerdi. Bu durumda yapacak tek şey geri çekilmeleriydi. Cezalandırılacaklarını biliyorlardı. Buna rağmen korkmuş ve kaçmışlardı.

                Witchcage, Amniyusların kaçtıklarını duyunca çok öfkelendi. İnsanlarla işi bittikten sonra korsanlara saldırmaya karar verdi. Tüm dünyayı Ateşdağı’na sunmak istiyordu ama ilk önce Kuzgun Ülkesi’ni ele geçirmeliydi. Hero’yu Ateşdağına sunmaya ant içmişti.  Oysa şimdiye kadar sadece Daiaguard’ı alabilmişti. Bu düşüncelerde sinirlenip uçanboynuzun bir kanat darbesiyle geriye gelen leşyiyicileri asitli göle attı.

                Akmiğfer casusların mekanıdır. Doğu’da ve Batı’da en fazla casusun barındığı yerdir. Hemen hemen her ülkeden casus vardır, ticaretin merkezinde. Hero, buraya sadece savaş zamanında geldiği için casusları tespit edemez ve tespit edilenler zaten çoktan kaçmışlardır. Witchcage casuslarından haber beklemeye ve Akmiğfer’i içerden fethetmeye karar verdi. Bu arada casuslar ona daha önce Aslandibi diye bir yerden bahsetmişlerdi. Akmiğfer’e gizli bir geçiti olan bir yer. Askerleri Akmiğfer’le Daiaguard arasındaki çölün neredeyse yarısını kaplıyorlardı Witchcage’nin kampları her yerdeydi ama Aslandibi diye bir yer yoktu. Uçanboynuzlar Set Tepesi’nin ardına kadar her yere bakıyorlardı.
  
                Sonunda iyi bir haber. Sonunda beklediği haber casuslardan gelmişti.  Casuslar mağaraya benzer bir yere birilerinin girdiklerini görmüşlerdi. Bunlar Aslandibi’ne erzak gönderenlerdi bu da Akmiğfer’e başka bir giriş olduğunu doğruluyordu. Ardından bir kartal gözüne çarptı, dev kanatları  olan bir kartal. Gorgonların kartallar sayesinde haberleştiklerini biliyordu. Kartalın çıktığı yere baktı. Kartalın çıktığı yere baktı ve tek küçük bir kule gördü. Kulenin ucunda bir kuzgun heykeli vardı. Yanlarında uzanan dev borozan. Artık orasının Aslandibi’nin olduğuna emin oldu. İyice etrafına baktığında dev mağara oyuğu bir duvarla örtülüydü sanki. Mağaranın etrafı bir aslan yeğesine benziyordu. Ateşdağı leşyiyicilerinin yeni hedefi belli olmuştu. Hemen casuslara mağaradan kim çıkarsa öldürmeleri mesajını yolladı ve Aslandibi’ne gelen bütün kartalları öldürmeye başladı artık Aslandibi’nin Akmiğfer’e olan bağlantısını kesmişti.

                Mağaranın içi karanlık ve alçaktı. Bu yüzden uçarak mağaraya girmenin imkanı yoktu. Aslandibi kule sözcüsü geldiklerini görünce kartalları uçurmaya başladı ama uçurulan kartallar Witchcage tarafından öldürülüyorlardı. Dev borozanı öttürmekten başka çaresi yoktu. Ateşdağı askerlerinin ayak sesleri yerleri inleterek ilerliyor dev borozan hiç durmadan ötüyordu. Bu gürültüyle sanki mağara çökecekmiş gibi toz parçaları Mighty Gorgonların üstüne düşüyordu.

                Aslandibi baş üstadı Altın gelen leşyiyicilere baktı. Akmiğfer’den kartal gelmediğini anlamıştı ve az önce Akmiğfer’den kartal gelmediğini anlamıştı ve az önce Akmiğfer’e giden karanlık ve tek geçitli yola bir akıncı göndermişti. Emirleri bekliyordu ama Aslandibi’ni onlara bırakacak hali yoktu. Okçuları duvarın arkasına aldı. Mızrakçıları öne çıkardı. Mancınık atışlarına karşı ordusunu dağınık tutuyordu. Yaklaşık beş yüz kadar ordusu vardı.Aslandibi’nde fazla Gorgon yoktu. Tüccarlar, kaşifler, gezginciler çoğunluktaydı. Şimdi sıra Hero’daydı.   

                Hero, Akkule’den dumanlar yükselen Aslandibi’ne bakıyordu. Gönderdiği kartallar gelmemişti. Üstelik Karanlık Mağara’nın çıkışında bir akıncı ölü bulunmuştu. Dumanları görünce Witchcage’nin Aslandibi’ni bulduğuna ve bunu da Witchcage’nin casuslarının yaptığına emin oldu. Akmiğfer’de casuslar olduğunu biliyordu. Zaten Akmiğfer’de herkese güvenmiyordu. Geç kalmıştı ve Aslandibi’ne bir mesaj göndermeliydi. Hava akımından gizli ve hızlıca Aslandibi’ne giden bir mesaj kuyusu vardı; fakat bu mesaj kuyusundan mesaj geçince kendini kapatıyor, gömülüyordu, yani tek mesaj hakkı vardı. Mesajda: “Şafağa kadar bekleyin. Şafakta karanlığa bakın” yazmıştı. Şifreli mesajda sabaha kadar direnmelerini sabah karanlık mağaradan Akmiğfer’e çekilmelerini emretmişti. Hero yirmi beş korumasıyla birlikte karanlık mağaradan geçerek yola çıktı. Daha önce bu yolu kullanmamıştı. Gorgonlar yaparken bile buranın yapımına Mewtoo karşı çıkmıştı.” Derinliklerde bir güç var” diyordu. Akmiğfer’in yeraltındaki derinliklerinde ne olabilirdi. İçi ürperiyordu, Hero’nun. Bu his Mewtoo’yla ilgiliydi, çünkü Hero’yla birlikte her yere giden, her yerde savaşan Mewtoo gelmemişti, bu sefer. Karanlık Mağara’yı Aslandibi’nin Akmiğfer’e bağlandığı yer olarak görmemişti, hiç. Daiaguard’tan kaçanları ve tüccarları bir tehlike olunca Aslandibi’nde tutardı. Tehlike geçince serbest bırakırdı. Bu yüzden derinliklerdeki dibte kurmuştu ama bu sefer Aslandibi’ni keşfetmişlerdi. Ordaki masum halkı kurtarmak için bir şey yapmalıydı ama yanındaki koruyucularla değil, başka bir şey

                Altın niye sadece mancınıkları yakıp ateş ediyorlar, niye saldırmıyorlar diye merak ediyordu. Atışlarının çoğu mağara duvarına çarpıyor fazla hasar vermiyordu. Üstelik surlar alçaktı rahatça saldırabilirlerdi. “Bizim Karanlık Mağara’ya doğru kaçmamızı bekliyorlar” diye düşündü bir an.  Mağara dardı, savaşamayacak olanları çoktan göndermişti. Üstelik Ateşdağı askerlerinin ön saftaki askerleri daha önce hiç görmemişti.” Keşke menzile girseler de nasıl öldüklerini seyretsem” diye düşündü. Oysa ön safta bulunan intihar askerleriydi. Surun bir kısmı yıkıldı ve dev bir taş içeri girdi. Artık neyi beklediklerini biliyordu, Altın. Çünkü içeri giren kütle taş değildi ve içinden intihar askerleri çıkıyorlardı. Çıktıkları an bir yere çarpıyor ve patlıyorlardı. Biran da çok fazla kayıp vermişti gorgonlar. Onları yaklaştırmadan öldürmek gerekiyordu. Tam askerler bitti derken bir kütle daha geliyordu . Mancınıklar arka arkaya kütleleri gönderiyorlardı. Altın Askerleri dar kapıya çekti; mızrakları, okçuları, süvarileri…. Suru bırakmıştı artık. Dar kapı önüne barikatlar kurmaya başladı. Bu arada da okçular intihar askerlerini vuruyorlardı. Yukarıdan bir uçanboynuz göründü. Uçanboynuz dar kapıyı parçalayarak içeri girdi. Uçanboynuzdan bir süvari yere indi. Bu Witchcage’ti. Elinde orak, kafasında adına yakışır bir başlık ve pelerini dahil her yeri metallerle kaplıydı. Pelerini, Ateşdağı alevinden dövülmüş ve bir kalakn gibi kullanıyordu pelerini. Ateşdağı, emirlerini yerine getirmek için biçilmiş kaftanı seçmişti.

                Witchcage, Mighty Gorgon askerlerini orakıyla biçiyor, kalkanıyla savuşturuyordu. Altın, her yeri zırhlarla kaplı atına bindi. Elinde mızrak uzaktan Witchcage ‘e saldırmaya başladı. Altın saldırırken arka taraftan gorgonların özel atıcıları güçlü demir mızrağı fırlattı ve Witchcage’i uzaklaştırdı ama Witchcage savaşırken Ateşdağı leşyiyicileri yaklaştı ve dar kapıdan geçmeye başladı. Altın’ın artık yapacak fazla bir şeyi kalmamıştı. Dev borozanı bir kez daha üflemeye karar verdi. Herkesi Karanlık Mağara’ya gönderdi. Sadece kendi isteğiyle kalan Mighty Gorgonlar kalmıştı.  Aslandibi’ni terk edemezdi. Askerlerinin Karanlık Mağara’da ilerlemesi için zaman kazanmalıydı. Şafak olmuştu. Hero’dan aldığı emir onları Aslandibi’ne çekmek yönündeydi ama Altın savaşmayı tercih etti. Atına bindi. Mağaranın içi dardı ama dar olmasına rağmen atıyla çok rahat hareket ediyordu. Altın emrini verdi: “Artık insafsız olun, her yere saldırın, gazap için, Kuzgun için kızıl şafağa kadar sürün atları” Diğer Mighty Gorgonlar leşyiyicilere saldırırken kendi Witchcage’e doğru sürdü atını. Altın, mızrağını tam Witchcage tam batıracaktı ki sırtını döndü ve kalkanıyla Altın’nın mızrağını parçaladı. Orağıyla Altın’ı yere düşürdü., fakat Altın ‘a fazla bir şey olmadı. Çünkü Altın ‘ın zırhı Elf Diyarı’ndan gelmişti. Elf Diyarı Kuzgun’daki her baş üstat için bir zırh göndermişti.  Altın, yere düştükten sonra atına “Git Kızıl Eğer, koş şafağa koş” diye bağırdı. Uçanboynuz tam Altın’ın atına saldırıyordu ki Altın Witchcage’ten uzaklaşarak uçanboynuzu alttan bir kılınç darbesiyle yere düşürdü. Ateşdağı askerleri bu arada Mighty Gorgonları öldürmüşlerdi. Şimdi Altın tek kalmıştı ama kaçacak hali yoktu ve böyle bir savaşçı tek başına kalamazdı. Tam Witchcage orağıyla Altın’a vurmuştu ki dev borozan tekrar çaldı. Hero gelmişti. Arkadan Shopper ‘ın ok atışları … Hero ve yirmi beş koruması Ateşdağı askerleri arasına daldılar. Akıncı lideri mızrak atarak Witchcage ‘i uzaklaştırmaya çalışırken Altın’ı aldıÇok geçti Withcage çoktan orağını Altın’a batırmıştı. Hero askerleriyle geri çekilmeye başladı. Arkalarında da leşyiyiciler . Witchcage mağara ya doğru şöyle bi baktı. Bu o mağaraydı, Karanlık Mağara . Peşlerinden gidemedi ama bütün askerlere girmelerini söyledi.

                Hero, köprüde ilerlemeye başladı. Arkalarında da Ateşdağı askerleri çok hızlılardı. Her şey plana uygun ilerliyordu. Yanındaki koruyuculardan olan danışmana: “Emrimle başla” dedi. Arkasına baktı, yolu yarılamıştı ve nerdeyse askerler yetişiyorlardı. Ateşdağı, özellikle bu askerleri hızlarından dolayı seçmişti.  Altın’a baktı. Kendinde değildi. Çok cesurca savaşmıştı. O borcunu ödemişti, sıra Hero ‘daydı. Onun yıllarca koruduğu Aslandibi’ni yok etmek üzereydi.” Daha güzelini inşa edecem ve orayı tekrar alacam söz veriyorum. “ dedi. Akmiğfer’e baya yaklaşmışlardı.“Şimdi” diye bağırdı. Danışman yukarı doğru ateşli oku fırlattı. Mağara yanlarından çıkan okçular, ateşli oklar atmaya başladı ve tepeden taşlar düşmaye başladı. Dev taşlar köprüye düşüyor, köprüyü parçalıyordu. Ateşdağı askerleri, Akmiğfer’in yeraltındaki düşmeye başladı. Aslandibi’nden patlama sesleri gelmeye başladı. Aslandibi’ne giderken bütün planlarını yapmıştı ve bu yüzden gecikmişti. Şimdi daha hızlı ilerlemelilerdi. Köprü yıkılmaya başladı. Kenardaki okçular kurtulan askerleri öldürüyorlardı. Mağaranın kenarları farklı bir yolla ilerleniyordu. Akmiğfer’in ışığı göründü. Sonunda fakat arkaya baktığında bir ışık daha gördü. “Acaba Ateşdağı askerleri mi?” diye düşündü. Yoksa Mewtoo’nun korktuğu mu oluyordu? Ancak Akmiğfer’e girdiklerinde bakabilmişlerdi.  Gölgeler vardı. Taş sesleri hayla geliyordu. Sanki gölgeler dans ediyordu. Birden içi ürperdi. Bu gölgeler sanki ruhlardı ve Mewtoo daha önce onlarla savaşmıştı.  Derinliklerde dans eden ruhlar sanki ölümle besleniyor, ölümle mutlu oluyorlardı. “Bugün yeterince beslendiler. “ diye düşündü. Danışmana herkesin gelip gelmediğini sordu. Mağara okçularının hiçbiri geri dönmemişti. Mağara derinliklerinin artık yüzeye çıkmaya çalıştığını hissetti.
               
                Hero Altın’ın yanına gittiğinde çok geçti Altın’ın yarası çok kötüydü. Altın’a Aslandibi’ni geri alacağına bir kez daha söz verdi. Altın, Akmiğfer Üst Mezarlığı’na gönderildi. Hero, baş üstatlarını kaybetmekten nefret ediyordu. Arathon’un üzüntüsü hayla tazeyken, Altın….
                                                                                                                 Adnan KÖROĞLU